|
Uluser’in Amasra’da
Küçük Liman Mevkii’nde ufak evi Edhemağalar Konağı’nın
karşısındadır. Bosna kökenli olan Edhemağalar ailesi o günlere göre
varlıklı, saygın bir ailedir. Kızları Boşnak ırkının güzelliklerini
taşır. Küçüklüğünden beri bu aile ile içli dışlı olan Uluser,
Edhemağalar ailesinden S.’ye umutsuz bir aşk ile
bağlanır. Bu aşkın izlerini Uluser’in günlüğünde ve evlenme teklifi
için S.’ye yazıp gönderemediği 21.11.1941 tarihli
mektubunda görürüz; (Yukarıdaki fotoğrafta Kemal Uluser Edhemağalar
ailesi ile bir kayık gezintisinde.)
Seni bütün kalbim, ruhum, fikrim ve bütün varlığımla seviyorum.
Yıllardan beri her an artan bu sevgi, öyle bir sevgi ki, bir yangın
alevi gibi beni her an artan bir hararet, bir yakıcılıkla sarıyor.
Bunu kelimelerle tarife imkan yoktur.
Uluser’in ölümünü
Hüseyin Batuhan şöyle anlatıyor:
1944 yılı sonbaharında Kemal bir gün yanım geldi, çok hasta
olduğunu, ağrıdan sabaha kadar uyuyamadığını söyledi. Doktora
gittik, iki taraflı zatülcenp teşhisi kondu, çok iyi bakılması
gerekiyordu. Validebağ sanatoryumuna yatırdık önce, arkadaşlarla,
ancak orada gerekli ihtimamı göremedi. Bir hafta sonra Cerrahpaşa
Hastanesine naklettik, ertesi gün gittiğimizde ise ölüm haberini
aldık.
Batuhan, Uluser’i Cerrahpaşa Hastanesine yatırmak için
götürdüklerinde, görevli doktorun ısrarla "hastanın ekmek
karnesini" istediğini, bu konuda hayli zorluk yaşadıklarını
savaş yıllarının hüzünlü bir anekdotu olarak anımsıyor.
Sabahattin Batur,
"Kemal Uluser’in Ölümü Münasebetiyle"
başlıklı yazısında şöyle diyordu: (Yaratış, Sayı 2, 8 Aralık 1944)
Kemal Uluser, dünyada biricik hakikat olan şey yaşamaktır, derdi.
İnsanları hepimizden daha iyi bilir; dünyayı, yaşamayı hepimizden
çok severdi. Hatta yaşama sevinci diye isimlendirdiği kendi dünya
görüşüyle çok meseleleri halledeceğine inanırdı. Bazı
konuşmalarımızda sanatı, Kemalizm’i bu yolla izah etmeyi denemiş,
bizi inandırmaya çalışmıştı. Bir aralık iznini alıp çıkaramadığımız
derginin bile ismini "Yaşamak" koymuştuk.
Üniversite Felsefe
öğrencisi iken, 29 –30 yaşlarında ölen Kemal Uluser için,
Nurullah Ataç şunları yazmıştı: Doğu, sayı 22-25, İlkteşrin -
Sonteşrin 1944
(Dergi, Ataç’ın
yazısını Ulus Gazetesinden alıntılamış)
Perşembe günü gazeteyi okurken yüreğim sızladı: Kemal Uluser ölmüş.
Kendisini hiç görmemiştim, ancak yazıları ile tanırdım; iki de
mektubunu almıştım. O çocuktan çok şeyler bekliyordum. Gençler
arasında oldukça iyi şiir yazanlar var, Kemal Uluser gibi temiz,
düzgün nesir yazanını bilmiyorum. Nesir yazmanın bir takım parlak,
yahut bilgin ağzı sözleri sıralamak değil, bir düşünceyi anlatmak,
düşünmek olduğunu anlamıştı.
Üniversite
dosyasına düşülen kayda göre 3.11.1944 tarihinde vefat eden
Kemal Uluser, arkadaşlarının ve bazı hocalarının katıldığı
bir grup tarafından Merkezefendi’de toprağa verilir.
Kültürel Kimliği
Kemal Uluser,
Kastamonu Lisesi’nde okurken, bu okulda değerli idareci ve
öğretmenler görev yapmaktadır. Abdülbaki Gölpınarlı, Mithat İli
gibi. Sabahattin Âli ile birlikte Almanya’ya gönderilmiş olan
Osman Faruk Verimer de müdür yardımcısıdır. "Görüşler"
isimli bir dergi yayınlamış olan Verimer, Milli Eğitim Bakanlığı’nda
müsteşar olarak da görev yapmıştır.
Yine o yıllarda
yayınlanan Kastamonu Lisesi dergisi, bugün için bile bir düzeyi
ifade eden, güzel bir yayındır. Batuhan’ın ifadesine göre Uluser’in
bu dergide birkaç şiiri yayınlanmıştır. Uluser Şair olarak Kemal
Engin imzasını kullanır. Bu imza ile 6 şiiri ve bir mensur
(Vezinsiz-kafiyesiz) şiiri "Gündüz Dergisi"nde
yayınlanmıştır: "Akşam Oldu" – mensur şiir (sayı 5, Ağustos
1936), "Bir Diyar" (sayı 10, İkincikanun 1937), "N’olur"
(sayı 12, Mart 1937), "Akşam Vaktinde" (sayı 15, Haziran
1937), "Geç Vakit" (sayı 20, Kasım 1937), "Bu Bahçelerde"
(sayı 23, Şubat 1938).
Bunlar, olgun bir
düzeye ulaşmış şiirler değildir. Zaten Sabahattin Batur’un deyişiyle
‘felsefi bir eleştirmen’ olmayı amaçlayan Uluser,
sonradan şiir de yazmamıştır.
Kemal Uluser’in
yayınlanmış üç düz yazısını görebildik:
"Muzaffer Tayyip’e
Mektup",
Karaelmas Dergisi, Sayı 6, Ocak 1943; "Edebiyatımız üzerine",
Yaratılış Dergisi, Sayı 1, Kasım 1944; "Roman ve Romancı
hakkında", Ülkü Dergisi, Sayı 58, Şubat 1944.
Rüştü Onur’un
ölümü üzerine kaleme aldığı "Muzaffer Tayyip’e Mektup"
başlıklı yazısının sonunda şöyle diyordu Uluser:
Öyle sanıyorum ki Muzaffer, onu bizden ziyade kenarın dilberleri
arayacak. Biz onu bir gün unutacağız. Belki de unuttuk bile .
İnsanoğlunun kaderi budur. Ama ara sıra da olsa, bazen bir mısra,
bazen bir nükte, bazen bir sevda hikayesinin kahramanı halinde yanı
başımızda beliriverecek. O vakit, "aman" diyeceğiz, "sen misin
Rüştü?" Öldüğünü unutacağız.
(Not: Mektubun
tamamının yayınlanmasına fayda gördüğüm için ek olarak alınmıştır.)
"Roman ve Romancı
Hakkında"
başlıklı yazısında da şunları yazıyor:
Romancıya büyük bir terkip ustasıdır diyenlere bakmayın. Romancı,
birçoklarının sandığı gibi ne terkipçidir, ne de tahlilci. O sadece,
insanoğlunun yaşam imkanlarını keşfe çalışır. Onları arar, bulur,
daha da olmadı mı yaratır, ortaya koyar. Bunu yapabilmek için
insanla, cemiyetle, tabiatla, içinde yaşadığımız eşya ile doğrudan
doğruya temas halindedir. Romancının, her sanat adamı gibi kuvvet
kaynağı yaşamak sevincidir. İçinde yaşamak sevincini, kaynayışını
duymayan sanat adamının eseri de kuru olur, sevimsiz olur.
Nurullah Ataç,
Kemal Uluser hakkındaki düşüncelerini şu satırlarla ifade eder:
(Doğu-Adı geçen sayı)
Kemal Uluser herkesten başka türlü olayım diye çırpınan insanlardan
değildi, benim yazılarımı okuduğu için yazılarında benden de bir iz
elbette bulunacaktı. Ama herkes gibi olmaya, seçtiği yazılara
benzemeye çalışarak birdenbire, belki de farkına varmadan kendini
bulacağı, kimsenin izini taşımayan, ancak kendi özünü gösteren
yazılar vereceği belli idi. Kemal Uluser, benim yıllardan sonra
belki de durup kalmak üzere vardığım yerden başlamıştı; ona, beni
hemen aşacak, benim elimden gelmeyeni başarabilecek bir genç diye
bakıyordum.
Nurullah Ataç’ın
Uluser’e değindiği bir yazısı daha var: "Bir şair ölmüş"
(Cumhuriyet, 11 Şubat 1943; yazı Rüştü
Onur’un ölümü üzerine kaleme alınmıştır)
Cahit Sıtkı Tarancı da "Teselli Tarafı" isimli şiirini
"Kemal Uluser’in ruhuna" ithaf etmiştir.
Uluser’in, CHP
Temsil yayınları arasında, 1944 yılında yayınlanmış 5 perdelik bir
de piyesi vardır: Işık. Işık, cumhuriyetin ilanı döneminde
bir köyde geçen olayları anlatan, o yılların ideolojik ortamına
uygun, basit yapıda bir eserdir.
Kemal Uluser ile
Rüştü Onur’un birlikte Şehir adlı bir dergi çıkartmak
istediklerini, ancak bunda başarılı olamadıklarını Salah Birsel’e
yazdığı mektuplardan anlıyoruz. (Salah
Birsel Adı geçen eser)
Uluser’in
kısa ömründe yeterince geliştiremediği yeteneklere sahip olduğu
anlaşılmaktadır. Kartondan yaptığı iç aksamı da dahil olmak üzere,
gerçeğini büyük ölçüde yansıtan gemi maketleri halen Amasra’da bazı
evlerde bulunmaktadır.
(Prof.Dr. Semavi Eyice ile telefon
görüşmesi.31.1998).
Yazı ve resimlerini
tümüyle özgün olarak hazırladığı bir alfabe de Necdet Sakaoğlu’nun
arşivindedir. "Türk çocuklarına sevimli Güzel Alfabe" adını
verdiği bu eseri, estetik ve pedagojik yönden değerlendirmeye değer
bir parçadır.
Uluserin dil
beğenisi gelişmiştir. Türkçe’nin arınması ile ilgilidir. Örneğin,
"Akşam Oldu" başlıklı mensur şiirinden alınan şu bölümde, "sükut"
karşılığında "susunç" sözcüğünü kullanır.
(Gündüz sayı: 5,
15.8.1936)
Anneciğim gelsene yukarıya.
Bak, ufkun kızartıları eridi.
Sesler, susuncun derinliklerinde uyumuş,
ne bir ürperti var, ne de bir kımıldanış...
Kuşlar yuvalarına döndüler, karıncalar
topraklar altına girdi,
her şey evine çekildi,
ortalığa çöküşen karanlık, serinlik yaymakta
Üniversite okuduğu
yıllar, özellikle Alman ve bir kısım Türk hocalar öğrencileri ile
uzun yürüyüşler yapar. Macit Gökberg’in Yakacık ve
Kayışdağ yönüne yaptığı uzun yürüyüşler 30-35 km’ye ulaşır.
Uluser’in fakülteden arkadaşı olan Prof. Dr. Bedia Akarsu
şöyle anlatıyor:
“Gökberg’ in bu yürüyüşlerine Kemal’in de katıldığı olurdu. O
sıralar felsefedeki erlebnis
(Felsefede "kişinin
oluşumuna katkıda bulunan yaşanmış deneylerin tümü")
sözcüğüne Macit Gökberg karşılık
aramaktaydı, yürüyüşlerimizden birinde Kemal Uluser yaşantı
(Prof. Dr. Bedia Akarsu ile görüşme. 2.1.1998)
sözcüğünü bulup, önerdi. Bu sözcüğü
bulan Kemal, ilk olarak kullanan da Gökberg’tir.”
Kemal Uluser’ in
ölümünden sonra kitaplarının bir bölümü Üniversitede satılır, bir
bölümünü de anneannesi Amasra’da okumaya meraklı çocuklara dağıtır.
Kemal Uluser maden
havzasının yetiştirdiği bir değerdir. İleriki tarihlerde
Zonguldak’la ilgili geniş kapsamlı bir çalışma yapmanın hazırlığı
içinde olduğumdan, şayet bu çalışmanın içinde Kemal Uluser’i
unutarak veya hakkında bilgi sahibi olmadığım için yer vermemiş
olsaydım çok üzülürdüm.
Her ne kadar tarihe
meraklı olmamın yanında tarihin edebiyatla bütünleşmemesi halinde
kuru ve zevksiz bir yazı yığını olacağına inandığım için bu konuda
da yeterli bilgi birikimine ulaşmaya çalışmaktayım.
Başkasının
çalışmasından özet çıkartmayı prensip olarak kabul etmesem de,
Osman Nuri Aydın’ın hoşgörüsüne sığındığımı tekrar belirtirim.
Sanatın ve
özellikle yazın sanatının "yazı tacirliği" ne dönüştüğü şu
günlerde keşke Kemal Uluser gibi değerli birkaç şair için
özet çıkartabilsem. |